Tank, ana görevi doğrudan ateş gücü kullanımıyla düşman kuvvetlerine saldırmak olan, paletli ve zırhlı bir savaş aracıdır. Tankı diğer savaş araçlarından ayıran özellikleri ağır bir zırha, yüksek ateş gücüne ve her türlü arazide hızlı gidecek şekilde tasarlanmış sürüş takımlarına sahip olmasıdır. Her ne kadar masraflı ve lojistik açıdan çaba gerektiren araçlar olsa da, yer hedeflerine saldırma yeteneği ve piyadelerin moralini çökertmesi nedeniyle modern orduların vazgeçilmez unsurlarındandır.
Tanklar güçlü savaş makineleri olsalar da, nadiren tek başlarına hareket ederler. Zırhlarına ve hareket yeteneklerine rağmen omuz üstünden ateşlenen anti-tank füzelerine, mayınlara, topçu ateşine, ve hava saldırısına karşı zayıftırlar. Bu nedenle genellikle diğer birliklerle bir arada hareket ederler. Aynı zamanda ormanlık arazide ve kentsel bölgelerde uzun mesafeli atış imkânının ortadan kalkması, görüş açısının darlığından tank mürettebatının tehditleri fark etmekte zorlanması ve hatta taretin hareket yeteneğinin kısıtlanması nedeniyle dezavantajlı duruma düşerler.
Tanklar ilk defa I. Dünya Savaşı’nda, siper harbi çıkmazını yok etmek için kullanılmış ve zamanla savaş alanında klasik süvari görevlerini üstlenmişlerdir. Tank ismi ilk kez İngiltere’de tank fabrikalarında kullanılmaya başlanmıştır. Bir savaş aracı yapıldığını saklayabilmek için işçilere İngiliz Ordusu için paletli su depoları üretildiği izlenimi verilmiştir.First World War - (1. Dünya Savaşı adlı kitabı) Willmott, H.P., Dorling Kindersley, 2003 Bir başka rivayete göre, Winston Churchill’a İngiliz Ordusu’nda görevli Subay Ernest Swinton tarafından sunulan gizli raporda yeni motorize silahtan bahsedilmekte ve üç adet olası isim önerilmektedir. Bunlar “cistern” (sarnıç, su deposu), “motor-war car” (motorlu savaş aracı) ve tanktır. Ancak tank söylenmesi kolay olduğu için tercih edilmiştir. Ted Barris, Victory at Vimy: Canada Comes of Age April 9-12 1917, Thomas Allen Publishers, 2007, p. 116 Ancak en zorlama senaryo Winston Churchill’un resmi biyografisinde geçmektedir. Bu yeni silahları saklamak için, çizimlerde ve projelerin üzerinde “Rusya’ya su taşıyıcı” (Water Carriers for Russia) diye yazılmıştır. Ancak yazarken kısaltma olarak “Rusya’ya WC” yazılabileceği düşünülmüş ve çizimlerde “Rusya’ya su tankları” olarak değiştiriilmiştir. Bunun üzerine bu silahların adı tank kalmıştır.Sir Martin Gilbert, Churchill: A Life, Thomas Allen Publishers, 1991, p. 298
II.Dünya Savaşı’na kadar tanklar piyadelerin yüksek ateş yüzünden aşamadığı yerlerde kullanılıyordu. Bunun için her piyade bölüğünün belli sayıda tankı vardı. Tankı ana silah olarak kullanan ilk ülke Nazi Almanya’sıdır.
Yaklaşık olarak yüzyıldır tanklar ve zırh taktikleri birçok gelişimden geçmiştir. Silah sistemleri ve zırhlar geliştirilmeye devam etmekle birlikte, birçok ulus konvansiyonel olmayan savaş döneminde bu kadar ağır silahların gerekliliğini tekrar gözden geçirmektedir.
Tarihçe
I. Dünya Savaşı: İlk tanklar
Batı Cephesi’ndeki savaş koşulları Birleşik Krallık Ordusu’nu, siperleri geçebilecek, dikenli telleri aşabilecek ve makineli tüfek ateşinden etkilenmeyecek kendinden tahrikli bir araç geliştirmek için araştırmaya itmiştir. 1914 yılında Kraliyet Deniz Hava Kuvvetleri tarafından bir Rolls-Royce zırhlı aracın kullanıldığını gören ve Binbaşı Ernest Swinton’ın paletli bir savaş aracı üretme fikrinden haberdar olan, zamanın Deniz Kuvvetleri Komutanı Winston Churchill bu yeni silahın geliştirilmesini izlemek için Landships Committee (Karagemileri Komitesi)’nin kurulmasına önayak oldu. Karagemileri Komitesi, Little Willie adı verilen ve Birleşik Krallık Ordusu tarafından 6 Eylül 1915 ‘te test edilen ilk başarılı tank prototipini ortaya çıkardı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından karagemisi diye adlandırılsalar da, gizliliği sağlamak açısından ilk araçlar su depoları ya da kısaca “tank” olarak adlandırılmıştırI. Dünya Savaşı ansiklopedisi s:623, Yener Yayınları. İşçilere paletli su taşıyıcıları ürettikleri izlenimi vermek için kullanılan tank kelimesi 24 Aralık 1915 ‘te resmi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
İlk operasyonel tank olan Mark I, Kraliyet Donanması’ndan Yüzbaşı H.W. Mortimore tarafından 15 Eylül 1916 ‘da Somme Çarpışması esnasında Delville Korusu’nda kullanılmıştır. Fransızlar Holt traktörlerinden geliştirdikleri Schneider CA1 tankını ilk defa 16 Nisan 1917 ‘de kullanmışlardır. Tankların yoğun olarak kullanılıp başarılı oldukları ilk çarpışma 20 Kasım 1917 ‘deki Cambrai Çarpışması olmuştur. Daha sonraki Amiens Çarpışması’nda da tanklar, zırhlı destekleriyle Alman siperlerini yarıp geçme konusunda etkili olmuşlardır. Tank sayesinde siper savaşının modası geçmiştir. Birleşik Krallık ve Fransız kuvvetleri tarafından savaş alanlarında kullanılan binlerce tank savaşın kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştur.
Tanklarla ilgili ilk sonuçlar biraz ikilemliydi, güvenilirlik sorunlarının karşısında komuta heyetinin sabırsızlığı sürtüşmelere yol açıyordu. İlk anda ürkütücü bir etki yaratıyor olsa da küçük gruplar halinde yayılan tankların taktik değerleri ve vuruş güçleri azalıyordu. Alman kuvvetleri şoktan ve antitank silahlarının eksikliğinden etkilendi ama rastlantıyla da olsa som antitank gülleri buldular ve Birleşik Krallık tanklarının hareketliliğini kısıtlamak için daha geniş siperler kazdılar.
Değişen savaş alanı koşulları ve güvenilirlik sorunları Müttefik Kuvvetler tanklarının sürekli geliştirilmesine ve çok uzun olan Mark V gibi modellerin üretilmesine neden olmuştur. Mark V özellikle geniş siperler gibi büyük engelleri günümüzün birçok zırhlı savaş aracından daha kolay aşabiliyordu.
Almanya, I. Dünya Savaşı sırasında genellikle ele geçirdiği az sayıda tankı kullanmıştır. Kendi tasarımları olan A7V’den yalnızca yirmi kadar üretmişlerdir.
1920′lerden II. Dünya Savaşı’na kadar
Bir çok ülke iki büyük savaş arasında tank tasarımları yapıp bunları hayata geçirdi. 1920′lerde zırhlı birlikler konusuna büyük ilgi olduğu için Birleşik Krallık tasarımları bunların en ilerileriydi. Fransa ve Almanya, I. Dünya Savaşı sonrasının ilk yıllarında hem ekonomik durumları hem de Versailles Antlaşması nedeniyle çok fazla geliştirme yapmadılar. ABD de bu yıllarda çok fazla geliştirme çalışması yapmadı, çünkü ordu içinde en kıdemli sınıflardan olan Süvari sınıfı tank geliştirmeye ayrılan fonların büyük çoğunluğunu devralmayı başarmıştı. Hatta I. Dünya Savaşı’nda tank deneyimi kazanan George S. Patton bile bu dönemde Zırhlı Birlik sınıfından tekrar Süvari sınıfına dönmüştür.
Bu dönem boyunca çoğu Birleşik Krallık’ta geliştirilen birkaç tank sınıfı yaygındı. Hafif tanklar, genellikle onlarca ton ağırlığında idi ve keşif için kullanılıyorlardı. Genellikle diğer hafif tanklar üzerinde etkisi olan hafif bir silah ile donatılıyorlardı. Orta sınıf tanklar ya da Birleşik Krallık’ta bilindiği adıyla kruvazörler biraz daha ağırdı ve uzun menzilli hızlı ilerlemek için kullanılıyorlardı. Son olarak, ağır tanklar ya da piyade tankları çok ağır zırhla donatılmıştı ve çok yavaş hareket ediyorlardı. Genel düşünce, ağır zırhlar düşmanın antitank silahlarına dayanıklı olduğu için piyade tanklarını piyade ile koordineli kullanıp düşman hatlarını yarmaktı. Birleşik birlik düşman hattını yardığında, kruvazör tank grupları bu boşluktan düşman hattının gerisine sarkarak tedarik zincirine ve komuta merkezlerine saldıracaktı. Bu bir-ikilik vuruş Birleşik Krallık tank birliklerinin temel çarpışma felsefesiydi ve Almanlar tarafından Blitzkrieg (Yıldırım Harekâtı) doktrininin önemli bir parçası olarak uyarlanmıştır. J.F.C. Fuller’ın I. Dünya Savaşı doktrini bu konudaki her öncü için temel kaynak olmuştur: Birleşik Krallık’ta Hobart, Almanya’da Guderian, ABD’de Chaffee Fransa’da de Gaulle ve SSCB’de Tuhaçevski. Hemen hemen hepsi aynı sonuçlara varmışlardır, ancak en gelişmişi, Tukhachevsky’nin havadan yön bulmayı da içeren doktrini sayılır. Bunları hayata geçiren sadece Almanya olmuştur ve Blitzkriegi yenilmesi güç yapan daha üstün silahlar değil, daha üstün taktikleridir.
Tank tanka çarpışma hakkında düşünceler üretildiyse de antitank silahlara ve antitank araçlara ilgi daha güçlüydü. Bu görüşün en ileriye götürüldüğü ABD’de tankların diğer zırhlı araçlardan kaçınması ve düşman tanklarıyla tanksavar birliklerin ilgilenmesi beklenirdi. Birleşik Krallık da aynı yolu seçti ve hafif tankları üretmeye devam etti, tankları ördeklere benzeterek yeterince hızlı olabilirlerse vurulmaktan kurtulabilecekleri düşünülüyordu. Pratikte bu düşüncelerin tehlikeli olduğu kanıtlandı. Savaş alanındaki tank sayısı arttıkça, tankların karşılaşması kaçınılmaz oluyordu, tanklar aynı zamanda etkili tanksavar araçları olmak zorundaydı. Halbuki yalnızca diğer tanklarla başedebilmek için tasarlanmış tanklar diğer tehditler karşısında çaresiz kalıyor ve piyadeye yeterli destek veremiyorlardı. Tank ve tanksavar ateşine karşı olan zayıflık hemen hemen tüm tank tasarımlarında hızlı savunma pozisyonu ve hızlı atış yapabilme yönlerine ağırlık verilmesini gerektirdi. Önceleri sadece hedef geçmeye yönelik olarak tasarlanan tank şekli, gizlilik ve denge unsurları arasında uzlaştırılan alçakgönüllü tasarımlara dönüştü.
II. Dünya Savaşı
II. Dünya Savaşı’nda tank tasarımlarında bazı ilerlemeler kaydedildi. Örneğin Almanya, sadece eğitim amaçlı kullanılan Panzer I gibi hafif zırhlı ve hafif silahlı tankları ortaya çıkardı. Bu hızlı ilerleyen tanklar ve diğer zırhlı araçlar Blitzkrieg’ın kritik unsurları olmuşlardır. Revolutions in military affairs: fact or fiction? - Pickering, W.L., Lieutenant-Colonel, Canadian Army Journal, Vol. 2, No. 2 Mayıs 1999 Halbuki bu tanklar Birleşik Krallık tankları ile karşı karşıya kaldıklarında pet etkili olamıyor, silahları ve zırhı daha üstün olan Sovyet T-34ler karşısında ise kayba uğruyorlardı. Savaşın sonuna doğru hemen hemen tüm ülkeler tanklarının ateşgücünü ve zırhlarını artırmışlardır. Örneğin, Panzer I tankının sadece iki makineli tüfeği olmasına karşın, Almanların en ağır erken savaş tasarımı olan Panzer IV’ün düşük hızlı 75 mm. topu bulunuyordu ve yirmi tondan düşük ağırlığa sahipti. Savaş sonundaki Alman standart orta sınıf tankı Panther’de yüksek hızlı güçlü bir 75 mm.lik ağırlığı kırk beş ton olan bir top vardı.
Savaş zamanındaki başka bir önemli gelişme de baştan sona yenilenmiş süspansiyon sistemlerinin ortaya çıkmasıydı. Önemli görünmese de, süspansiyon sistemlerinin kalitesi bir tankın arazi geçiş performansını belirleyen en önemli etmendir. Kısıtlı bir süspansiyon sistemine sahip tanklar hareket halinde iken personeli aşırı derecede sallayarak işleri zorlaştırır, hızı sınırlar ve neredeyse hareket halinde iken ateş etmeyi imkânsız hale getirir. Christie süspansiyon sistemi ya da torsion- bar süspansiyon sistemi gibi yeni sistemler performansı hatırı sayılır derecede artırmış ve savaş sonu tasarımı olan Panther’lerin daha önce üretilen tankların yol üzerinde ulaşamadığı hızlara arazi üzerinde çıkmasına olanak vermiştir.
Aynı zamanda tankların çoğu telsizle donatılmış (tüm Amerikan ve Alman tankları, bazı Sovyet tankları, Birleşik Krallık telsizleri yaygındı ama çok kaliteli değildi) ve tankların sevk ve idaresi önemli derecede artırılmıştır. Tank gövdeleri mayın temizleme ya da istihkâm hizmetleri gibi işlerde kullanılmak üzere uyarlanmıştır. Savaşan ana güçlerin hepsi aynı zamanda kendinden tahrikli özelleşmiş silahlar da üretmişlerdir: toplar, tanksavarlar ve saldırı silahları (büyük kalibre silahlar taşıyan zırhlı araçlar). Tanklardan daha basit ve ucuz olan Alman ve Sovyet saldırı silahları savaş esnasında kullanılan araçlar içinde en ağır silahlara sahiptiler. ABD ve Birleşik Krallık tarafından kullanılan tanksavarlar ise doktrinleri dışında tanklardan ayırt edilemiyorlardı.
Taretler başlarda tanklarda genel olarak kullanılmamakla birlikte, tasarımda yol alındıkça ayrılmaz bir parça olmuştur. Eğer tankın silahıyla zırhlı hedeflere saldırılacaksa bu silahın mümkün olduğunca güçlü ve büyük olmasının önemi anlaşılmış ve tek bir büyük silah ile ateş alanının tamamına hâkim olunması hayati bir özellik sayılmıştır. II. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Sovyet T-35 gibi çok taretli tank tasarımlarından vazgeçilmiştir. Tankların büyük çoğunluğunda en azından bir gövde makineli tüfeği bırakılmıştır. Hatta savaştan sonra bile, M60 Patton tanklarında tank komutanı için küçük bir ikincil taret bırakılmıştır.
- Ayrıca bakınız: II. Dünya Savaşı tankları
Soğuk Savaş ve sonrası
II. Dünya Savaşı’ndan sonra tank geliştirme çalışmaları genel olarak daha önce olduğu gibi ilerlemiş ve daha çok orta ve ağır sınıf tanklarda ilerlemeler kaydedilmiştir. Hafif tanklar artık sadece keşif ile görevlendirilmiş, ancak ABD’de hava indirme desteği için de kullanılmıştır. Ancak hava taşımacılığının ağırlık kısıtlamaları nedeniyle böyle bir tankın üretilmesi mümkün olmadığından zaman içinde giderek bu sınıf kullanımdan kalkmıştır.
Ama gerçek bir dönüşümün temelleri varolan tasarımlar üzerinde atılmaya başlanmıştı. Daha iyi süspansiyon sistemleri ile büyük oranda gelişmiş motorların birlikte kullanıldığı savaş sonu orta sınıf tanklar savaş başındaki ağır sınıf tanklardan daha üstündüler. Daha az zırh ilavesi ve bunu karşılayacak biraz daha büyük motorlarla, orta sınıf tanklar neredeyse tüm antitank silahlara karşı koyacak hale gelmişti. Orta sınıf bir tankın hareketliliğine sahip iken ağır tankların silahlarına bile karşı koyabiliyorlardı. Bir çok araştırmacı dönüm noktasının Panther (Panzer) olduğunu düşünür. Panzer kendisinden sonra gelen hemen her tank tasarımı için temel teşkil etmiştir. Halbuki Panther’in zırhı çok iyi değildi ve ağır tanklarla eşit olarak mücadele edemiyordu.
Her noktası ile mükemmel olarak değerlendirilen ilk tankın Birleşik Krallık’ın Centurion tankı olduğu düşünülür. En son versiyonlarıyla Almanların ünlü 88 mm. toplarının ateşine dayanabiliyor, savaş alanındaki her silahtan üstün olan ölümcül 105 mm. Royal Ordnance L7 topunu taşıyor ve 650 hp’lik mükemmel Rolls-Royce Meteor motoruyla 56 km/s hıza ulaşabiliyordu. Centurion tankları Birleşik Krallık Ordusunun tüm orta sınıf tanklarının yerine geçti ve ağır tank sınıfını tamamen ortadan kaldırdı. Evrensel tank olarak nitelendirilen bu tank daha sonra ana muharebe tankı olarak adlandırılmıştır.
Güdümlü antitank füze tehdidine karşı, geliştirme çalışmaları zırh kalınlığından çok zırh teknolojisine kaydı. Top teknolojisi hatırı sayılır şekilde I. Dünya Savaşı teknolojisine benzer kaldı. Hizmette olan tankların büyük çoğunluğunda top hâlâ elle doldurulmaktadır ancak mermi etkinliğinde büyük aşamalar katedilmiştir.
Tankların temel rolleri ve özelliklerinin tamamına yakını I. Dünya Savaşı sonunda geliştirilmiş olsa da, o zamanki tankların 21. yüzyıl kopyaları performans seviyelerini on kat artırmıştır. Özellikle diğer tankların yarattığı sürekli değişen tehditlere ve gereksinimlere cevap verebilmek için büyük oranda düzeltmeye uğramışlardır. Tankların artan yeteneklerinin karşısında dengeyi sağlamak için diğer tanklar ve antitank silahlar sürekli geliştirlmiştir.
Tasarım
Bir tankın etkisini belirleyen üç geleneksel etmen vardır: Tankın ateş gücü, hareketliliği ve korunması. Bir tankın savaş meydanındaki heybetli varlığının düşman askeri üzerindeki psikolojik etkisine şok etmeni denir.
Ateş gücü, bir hedefi bozguna uğratma, yenme yeteneğidir. Bununla söylenmek istenen şudur: Bir tankın hedefe saldırabileceği maksimum uzaklık, hareket eden hedeflere saldırı yeteneği, birden çok hedefe arka arkaya saldırabilme hızı ve diğer zırhlı araçlar ile sipere girmiş piyadeyi yenebilme yeteneği.
Hareketlilik ise şu noktaları içerir: Arazi üzerinde hız ve çeviklik, aşılabilen arazi çeşitliliği, geçilebilen engellerin, siperlerin ve suyun boyutları, küçük köprüleri geçme yeteneği, yakıt ikmali yapılması gerekmeden aşılabilen mesafe. Stratejik hareketlilik aynı zamanda yollarda yüksek hız ile seyredebilme yeteneği ve demiryolu ya da kamyon ile taşınabilme özelliğini de içermektedir. Geleneksel olarak zırhlı savaş araçlarının hareketliliği aşağıdaki ölçütlerle belirlenir:
- motor gücü
- motor torku
- güç-ağırlık oranı
- yol hızı
- arazi hızı (olası değişkenlik göz önüne alındığında geniş aralıkta bir değer)
- yol menzili
- arazi menzili
- ağırlık (köprü sınıflandırması)
- zemin basıncı
- geçilebilen siper genişliği
- tırmanılan dik basamak
- tırmanılabilen eğim açısı
- rahatça geçilebilen yan eğim açısı
- yerden yükseklik
- hazırlıksız geçilebilen su derinliği
- hazırlıklı geçilebilen su derinliği (eğer farklıysa)
Korunma; hangi tür ve ne kadar zırh kullanıldığı, bu zırhın nasıl düzenlendiği (eğik ya da değil), hangi alanlara daha çok zırh (örn. taret ve paletler) ve hangi alanlara daha az zırh (örn. gövdenin arkası) konulduğu demektir. Aynı zamanda, alçak profili, düşük ses ve termal izi, düşman ateşinden kaçınabilmek için aktif önlemleri ya da diğer yöntemleri ve zarar gördükten sonra da savaşa devam edebilme yeteneğini içerir.
Tank tasarımı geleneksel olarak bu üç etmeni maksimize etmek olası olmadığı için, değişik oranlarda seçim yapılmasıyla oluşturulur. Örneğin, zırh eklenerek korunmanın artırılması aynı zamanda ağırlığı da artıracağından hareketlilik yeteneğini azaltmaktadır; daha büyük bir silah kullanarak ateş gücünü artırmak, taretin önündeki zırhın azalması nedeniyle hem hareketliliği hem de korunmayı azaltacaktır.
Bu üç etmen, askerî stratejiler, bütçe, coğrafya, siyasi irade ve diğer ülkelere tankın satılması gerekliliğinden etkilenerek uzlaştırılmaktadır.
Değişik ülkelerin bu kararları alırken nasıl etkilendikleri aşağıdaki örneklerde açıklanmaktadır:
- Birleşik Krallık tarihsel olarak hareketlilikten taviz vererek daha iyi atış gücü ve yüksek korunmayı seçmiştir. Birleşik Krallık ordusu küçük fakat yüksek eğitime sahip bir ordudur ve bu nedenle tank personelinin hayatta kalması önemlidir. Tankların bakımı kısıtlı kaynaklarla sahada yapılabilmelidir.
- ABD gelişmiş silahlara ve önemli hareketli destek hizmetlerine sahip geniş bir orduya sahiptir. Tankların, destek ve tamir birliklerinden uzakta olması nadiren gerçekleştiğinden, personelin tankın bakımını yapmasına ve zarar gördükten sonra savaşa devam edebilmesine daha az önem verilmiştir.
- Sovyet ve Rus tankları geleneksel olarak ve Sovyet dönemindeki “niceliğin kendi kalitesi vardır” deyiminin tipik bir özeliği olarak kaba ama sağlam, üretim ve bakım yönünden basittir. T-34 buna örnek gösterilebilir. Devlet güdümlü tasarım küçük değişikliklerle ilerlemiştir. Özel depolarda yoğun olarak bakım yapılması öngörülmüştür. Sovyet ve Rus tank doktrini NATO doktrinininden çok farklıdır. NATO tanklarında, Soğuk Savaş döneminde olası bir toplu Sovyet tank saldırısına önlem olarak savunma yönüne ağırlık verilmiştir. Tanklar daha ağır bir zırhla korunur ayrıca hull-down pozisyonuna girebilmeleri için namluları geniş açıda eğilebilecek şekilde tasarlanmıştır. Sovyet doktrini ise küçük tanklarla büyük gruplar halinde hızlı ve ani baskın yapma üzerine kuruludur. Sovyet ve Rus tanklarının iç hacmi çok küçük (T-90′nda 11 m3) olduğundan tank mürettebatı küçük ve ince olmalıdır. Küçük olduklarından maliyetleri batılı tanklara göre daha düşüktür. Önceleri NATO tankları ile karşılaştırıldığında düşük seviyelerde zırhlara sahip olsalar da, SSCB ve Rusya tarafından geliştirilen aktif koruma sistemleri ve tepkimeli zırhlar NATO tankları ile aynı derecede korumaya sahip olmasını sağlamıştır. Bu sınıf tanklar, en iyi ateş gücü, hareketlilik ve korunma üçlüsüne sahip olmak için seçilmiştir.
- İsrail’in küçük ama yüksek teknolojiye sahip bir ordusu vardır. Tehlikeli coğrafi ve siyasi konumu nedeniyle az sayıdaki personelini korumaya yönelik tanklar geliştirir. Bunun için, İsrail tanklarında motor önde ve yakıt deposu personelin etrafında bulunur. Bu tasarımı kullanan tek ülke İsraildir.
Tankın Bölümleri
Silahlar
Modern tankların ana silahı tek büyük toptur. Tank topları karada kullanılan en yüksek kalibreli silahlardandır, ancak birkaç topçu silahı daha yüksek kalibrelidir. II. Dünya Savaşı’ndan beri kalibrelerde değişiklik olmasa da modern tank topları teknolojik olarak daha üstündür. Güncel yaygın boyutlar, Batı tankları için 120 mm, Doğu tankları (Eski Sovyet ve Çin) için ise 125 mm dir. Tank topları değişik tipte mermilerle atış yeteneğine sahip olsalar da yaygın olarak zırh delici ve patlayıcı mermiler kullanılmaktadır. Bazı tanklar top namlusundan füze de ateşleyebilmektedir. Günümüzde yaygın tank topu namlusu yiv-set içermez. Yalnızca Birleşik Krallık Ordusu ve Hint Ordusu yivli-setli top namlusu olan ana muharebe tanklarını barındırmaktadır.
Modern tank topları değişken sıcaklığın namlu üzerindeki etkisini azaltan termik koruma ile donatılmıştır. Tank namlusuna yağmur yağdığında namlunun üstü altından daha hızlı soğuyacaktır, ya da soldan esen rüzgâr namlunun solunun sağından daha hızlı soğumasını sağlayacaktır. Bu değişken soğuma namluyu bir parça eğecek ve uzun mesafede atış isabetini etkileyecektir.
Tanklar piyadeye ve ana silahın etkisiz ve savurganlık olacağı hedeflere karşı kısa menzilli savunma için başka silahlar da taşırlar. Bu çoğunlukla, ana silah ile aynı eksende takılmış olan küçük kalibreli (7,62′den 12,7 mm ye) bir makineli tüfektir. Yine de AMX-30 and AMX-40 gibi bazı Fransız tankları daha yüksek atış hızına sahip ve hafif zırhlı araçları yok edebilen eşeksenli 20 mm lik otomatik top taşırlar. Birçok tank ek olarak yakın çatışma ve sınırlı hava savunması için tavana ya da komutan kubbesine takılı makineli tüfek de taşırlar. ABD, Rusya ve Fransız Leclerc tanklarında çoğunlukla bulunan 12,7 mm lik ve 14,5 mm lik makineli tüfekler de yakın mesafeden hafif zırhlı araçları yok etme yeteneğine sahiptir.
Özel görevler nedeniyle bazı tanklara alev silahı gibi az görülen silahlar da takılmaktadır. Bu özel silahlar şimdilerde genellikle zırhlı personel taşıyıcıların gövdelerine takılmaktadır.
Atış Kontrolü
Tarihsel olarak tank silahları basit optik nişangâhlarla nişan alınarak hedefe doğrultulur, rüzgârın etkisi tahmin edilir ve bir retikülden yararlanılarak ateş edilirdi. Hedefe olan mesafe de retikül (topun nişangâhındaki, bilinen büyüklükteki bir nesneyi -bu durumda bir tankı- çerçeveleyecek şekilde dizilmiş işaretler) yardımıyla tahmin edilirdi. Sonuç olarak uzun mesafede atış isabeti sınırlıydı ve hareket halindeyken atış büyük oranda imkânsızdı. Zamanla bu nişangâhlar stereoskopik mesafe ölçerlerle değiştirilmiştir.
Sanayileşmiş ülkelerin ordularındaki çoğu modern ana muharebe tankları lazer mesafe ölçerler kullansalar bile eski ve az gelişmiş araçlarda hâlâ optik retiküllü mesafe ölçerler kullanılmaktadır. Modern tankları daha doğru atış yapar hale getiren bir dizi gelişmiş atış kontrol sistemi vardır. Ana silahı dengede tutmak için ciroskoplar kullanılır. Bilgisayar uygun yükselik ve hedef noktasını, rüzgâr hızını, hava sıcaklığını, nemi, namlu sıcaklığını, sapma ve aşınmayı, hedefin hızını (mesafe ölçer ile hedefin en az iki pozisyonunun karşılaştırılmasıyla hesaplanır), ve tankın hareketini ilgili sensörlerden gelen bilgilerle hesaplar. Kızılötesi, gece görüş ya da termik gece görüş ekipmanları da genellikle kullanılır. Lazer hedef bulucular da hedefleri aydınlatmak için kullanılabilir. Sonuç olarak günümüz tankları hareket halinde iken oldukça isabetli atış yapabilirler.
Cephane
Zırhı aşmak için değişik tip cephaneler vardır. Yüksek patlayıcılı plastik , yüksek patlayıcılı antitank ve zırh delici mermiler bunlardandır. İsabetli atış için top namlusu yiv-setli olur ya da mermi kuyruğu ile dengelenir.
M551 Sheridan, T-72, T-64, T-80, T-90, T-84, ve PT-91 gibi bazı tanklar anti-tank güdümlü füzelerini top namlularından ya da haricî füze rampalarından ateşleyebilirler. Bu işlevsellik, tankın etken çarpışma mesafesini, konvansiyonel mermilerin sağladığının ötesine taşıyabilir. Aynı zamanda helikopter gibi yavaş ve alçak uçan hava hedeflerine karşı da kullanılabilirler. ABD bu yöntemi kullanmaktan vazgeçerek uzun mesafe antitank görevlerini helikopter ve savaş uçaklarına vererek M551 ve M60A2′leri kullanımdan kaldırmaktadır. Ancak BDT ülkeleri ana muharebe tanklarında bu top-füze sistemlerini kullanmaya devam etmektedir.
Korunma
Ana muharebe tankı, modern ordulardaki en ağır zırhlı araçtır. Bu zırh, aracı ve personelini çeşitli tehditlerden korumak için tasarlanmıştır. Genellikle, diğer tanklardan ateşlenen zırh delici mermilere karşı korunmak en önemli neden olarak görülmektedir. Tanklar aynı zamanda güdümlü anti-tank füzeleri, anti-tank kara mayınları, büyük bombalar ve direk topçu atışı ile de etkisiz hale getirilebilir ya da yokedilebilir. Tanklar özellikle hava tehditlerine karşı çok savunmasızdır. Çoğu modern ana muharebe tankı top şarapneli ve füze tahrikli el bombası gibi hafif anti-tank silahlara karşı tamama yakın bir korunma sağlar. Her açıdan ve olası her türlü tehdite karşı koruma sağlanması için gerekli zırh çok ağırdır ve pratik olmaktan uzaktır. Bu nedenle, bir ana muharebe tankı tasarımı yapılırken korunma ile ağırlık arasındaki dengeyi bulmak için çok çaba harcanmaktadır.
Zırh
Zırhlı savaş araçlarının çoğu, sertleştirilmiş çelik plakalardan ve bazen de alüminyumdan üretilir. Zırhın göreceliği sertliği RHA (rolled homogeneous armour) ile karşılaştırılarak gösterilir.
Zırhlı araçlar genellikle en iyi önden korunmalıdır ve personel her zaman aracı düşmanın bulunduğu varsayılan yöne doğru tutmaya çalışır. En kalın ve en iyi eğimli zırh ön üst kısımda ve taretin önündedir. Yanlarda daha az zırh bulunur, arka, alt ve tavan bölgeleri en az korunaklı kısımlardır. II. Dünya Savaşı ABD M4 Sherman orta sınıf tank personeli Alman Tiger tanklarının önden yara almadığını görünce yandan saldırı yapmak zorunda kalmıştır. Günümüzde tanklar uzmanlaştırılmış yukarıdan saldıran füze silahlarına ve hava saldırısına karşı savunmasız durumdadır. II. Dünya Savaşı sırasında, özellikle Normandiya Çıkartması’ndan sonra Fransa’da uçak füzeleri korkunç bir ün kazanmıştır. Savaş sonrası yapılan incelemeler, birçok ölümün hedefi kılpayı kaçıran atışlardan olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hawker Hurricane uçaklarının 40 mm. ya da Stuka uçaklarının 37 mm.lik zırh delici cephane kullanan topları etkili olmuştur. Motor bölmesine a